Kıvanç Öner

Lenfoma/Basında Lenfoma

Hastalığını askerde öğrenmiş


Muş’ta yaşayan Salih Yüce, askerlik yapmak üzere geldiği İstanbul’da yakalanmış ‘lenf kanseri’ne.
GATA’da bir yılı aşkın tedavi gören Yüce, yüzde 60 oranında ilerleyen hastalığını yenerek yeniden hayata dönmüş; ama asıl ‘çürük’ raporu ile askerden terhis olmasından sonra bu hastalığın ve tedavisinin ne kadar sorunlu olduğunu da görmüş. Ankara Onkoloji Hastanesi’nde tedavisi devam ederken, hastane bahçesinde ve köprü altlarında sabahlayan kanserli hastalar ve yakınları, sosyal ve psikolojik yardım amaçlı bir dernek kurma düşüncesini pekiştirmiş. Kendisiyle aynı kaderi paylaşan gazeteci-yazar Nevval Sevindi ile temasa geçen Yüce, geçtiğimiz yıl Onko-Sev Derneği’ni kurmuş. Eylül ayı başında Muş’ta uluslararası bir konferans düzenleyen dernek, şimdi 19’u çocuk olmak üzere, 87 kanserli hastayı tedavi ediyor.


İnsana en zorlu zamanlarda, hayata kıl payı tutunduğunda, hiç beklemediği bir anda ve hiç ummadığı bir yerden gelir destek. Bu anlamda hayata tutunmaya ihtiyacı olan herkesten çok, belki tedavisi olan; ama çok güçlü bir duruşu gerektiren kanser hastalarıdır. 28 yaşındaki Salih Yüce de bu isimlerden birisi. Ama o, hastalığını güçlü duruşu ile yendikten sonra kendi köşesine çekilmeyip diğer hastaları da iyileştirmek ve psikolojik destek sağlamak için çalışan, hatta hayatını buna adayan bir isim. 1998 yılında İstanbul 1. Ordu Komutanlığı’nda askerliğe başladıktan bir süre sonra kanser teşhisi konulmuş Salih Yüce’ye. GATA’daki doktoru Ersin Ülkü, kendisine yumuşak doku kanserine yakalandığını, bunun zor bir hastalık olduğunu; ama atlatabileceğini söylediğinde duyduklarına inanmamış. Bir ay boyunca bunu inkar eden Yüce, ailesine de bir şey söylememiş. Onkoloji bölümüne yatan Yüce’nin tedavisi 1,5 yıl sürmüş. Hastalığın akciğere atlaması beklenirken bu gerçekleşmemiş, hastalık da gitgide gerilemeye başlamış. 2001 yılı sonunda, daha çok çocuklarda görülen ve yüzde 80 ölüme götüren hastalıktan iyileşerek taburcu olmuş. Askerlikten de ‘çürük raporu’ ile terhis olup, memleketi Muş’a dönmüş. Salih Yüce ile hastalığını atlatmadaki zorlu süreç ve daha sonra kurdukları Onko-Sev’deki çalışmalarını konuştuk.
Eşimle bir yıl konuşmadım
Kanseri atlatan; ama bu süreçte büyük sıkıntılar yaşayan Salih Yüce, hasta olan kişilere karşı aile desteği ve toplumsal desteğin önemine dikkat çekiyor. Aynı hastalığa yakalanan insanların bir araya gelebileceği, bilgi ve deneyimlerini paylaşabileceği ortamlar oluşturmaya çalışan Yüce, hastalığı süresince eşiyle bile konuşmamış, bir yıl aralarında bahis açılmamış. Bu süreden sonra ilk kez konuşulduğunda ise eşine, durumunun daha kötü olabileceğini, bu yüzden boşanabileceğini söylemiş. Eşinin cevabı ise, “Ben şimdiye kadar seni üzmemek için bir şey söylemedim; ama hep seninle birlikteyim.” olmuş. Daha sonra da hastalığını pek gündeme getirmemişler. Anne-babası ise eşi Saime Hanım’ın aksine konuyu hep gündemde tutup, alternatif tıp alanında çareler aramış. Hastalığın tedavisi için köye yerleşmeyi düşünüp, memleketleri Bingöl’ün Sarmakaya köyünde bir ev yaptırmış. Ama hastalığın iyiye gitmesiyle köy evine yerleşmeye gerek kalmamış. Şu anda, zamanının tümünü dernek çalışmalarına ayıran Yüce’nin çalışmalarına ailesi çok olumlu yaklaşıyor, hastalığı atlattığı için başkalarına da yardım etmesini istiyor. “Benim maddi ihtiyaçlarımı da karşılamaya çalışıyorlar, babam hâlâ ‘Harçlığın var mı?’ diye sorar.” şeklinde anlatıyor Yüce. Evli ve bir çocuk sahibi iken genç yaşta kansere yakalanan Salih Yüce’nin şimdi yaşları 7 ve 4 olan Muhammed Furkan ve Mert adında iki çocuğu var.
Sezer’e mektup yazıp yeşil kart aldım
Askerde iken hastalığa yakalandığı için askerî hastanede yatan ve ihtiyaçları karşılanan Yüce, askerden terhis olduktan sonra hiçbir sosyal güvencesi olmadığı için ortada kalmış. Cumhurbaşkanı Sezer’e yardım istemek için yazdığı mektup yetişmiş imdadına. Cumhurbaşkanı’nın emri ile Yüce’ye bir yeşil kart verilmiş. Bu kartla tedavisini Ankara Onkoloji Hastanesi’nde sürdürmüş. Ama hastaneye rutin kontroller için gittiğinde gördüğü manzara, hastaların maddi imkansızlıklardan ve sosyal güvence yetersizliğinden dolayı hastanenin bahçesinde, parklarda, köprü altlarında yatması ve hiçbir yol-iz bilmemeleri uyandırmış Yüce’yi. “Türkiye’de bilimsel olarak kanser konusunda çok deneyimliyiz. Amerika’da ve Avrupa ülkelerinde olan tedavinin aynısı bizde var. Ama sosyal imkanlarımız yok.” diyen Yüce, hem bu hastalara tedavi imkanı sunmak hem de psikolojik destek vermek üzere bir sivil toplum örgütü kurmayı planlamış. Bu amaçla Amerika’daki Plemorfik Rabdomyo Serkom Vakfı ile temasta bulunmuş. Aynı dönemde kendisi de bir kanser hastası olan Nevval Sevindi ile iletişime geçerek, Avrupa’daki sosyal modelin Türkiye’ye taşınması ve erken teşhis merkezinin kurulması için çalışmalara başlamış.
19 çocuk, kulüpte tedavi görüyor
12 Eylül 2004’te bu çabalar sonucu kurulmuş Onkoloji Hastaları Yardımlaşma ve Sevgi Derneği. İnsanlar ürkmesin diye içinde ‘kanser’ kelimesinin geçmesini istemediklerini, bu yüzden aynı anlama gelen Latince ‘onko’ kelimesini kullandıklarını anlatıyor Yüce. Geçen bir yıllık süreçte İl Sağlık Müdürlüğü ile birlikte bin 500 kadın üzerinde meme kanseri taraması yapılmış. Yapılan bir yıllık çalışmada il genelinde 87 kanser hastası tespit edilmiş. Bunların tedavi masrafları karşılanırken, dayanışma ve psikolojik destek hizmeti de veriliyor. İşin asıl ilginç kısmı ise, çocuklar için ayrı bir birimde özel hizmetlerin veriliyor olması. Derneğin tespit ettiği lösemi ve lenf kanseri olan 19 çocuk, her hafta sonu düzenli olarak Çocuk Kulübü’nde bir araya geliyor. Çocuk uzmanları Dr. Saliha Demir ve eğitimci Canan Ulun öncülüğünde eğitimden geçiriliyor. Çocuklar burada oyun oynuyor, film izliyor, kişisel bakım ve sağlık alanlarına yönelik bilgilendirici çalışmalara katılıyor. Çocukların içinden bir öykü de 12 yaşındaki Muzaffer Bayram’a ait. Lösemi hastası olan Muzaffer’e Türkiye’de ilik bulunamamış. Almanya’dan bulunan iliğin de Türkiye’ye getirildikten sonra uymadığı görülmüş. Şu anda halen tedavi altında olan Muzaffer’e Muş Valisi İbrahim Özçimen sahip çıkmış, tedavi masraflarını üstlenmiş. Muzaffer’in istediği bilgisayar da alınmış.
Muş, uluslararası projeyle tanındı
Kanserle ilgili çalışmalar yapan derneğin son çalışması da AB’ye konuyla ilgili bir proje sunmak ve uluslararası bir toplantı düzenlemek. Salih Yüce daha önce bu alanda çalışmalar yapan arkadaşı Kemal Çam’la birlikte, ‘Yeşeren Bir Bitki’ isimli projeyi hazırlayarak, Devlet Planlama Teşkilatı aracılığıyla AB’ye sunmuş. Tecrübelerin paylaşımı için kültürler arası etkileşimin gerekliliğine inanan ekip, farklı ülkelerdeki kanser hastalarına sağlanan imkanları bir seminer şeklinde ele almak istemiş. Haziran ayında kabul edilen proje, 4-9 Eylül tarihleri arasında da uluslararası katılımla gerçekleşmiş. 6 ülkenin katıldığı toplantıya AB, 16 bin 181 Euro fon ayırmış. ‘Türkiye’yi Muş’tan tanıtmak’ olarak projelerini anlatan Salih Yüce, “İspanya’dan gelen iki arkadaşımız vardı, gazetecilik okulunda okuyorlardı. ‘Biz havaalanında indiğimizde karşımızda silahlı insanlar görmeyi umuyorduk, gördüklerimiz bizi şaşırttı.’ dediler.” ifadelerini kullanıyor. Bu çerçevede Çek Cumhuriyeti, Hollanda ve Romanya’dan gelen isimlerin de tanıtıma katkıda bulunacaklarını düşünüyor. Yüce, Romanya’dan gelen onkoloğun, Muş’un, ülkesinde bu alanda yapılan çalışmalardan önde olduğunu söylediğini aktarıyor.


Geri

Linkler